Ana Sayfa
Yazılar
Giriş
Üye Ol
Ana Sayfa
Rumeli'ye Geçiş, İskân ve İstimalet
Rumeli'ye Geçiş, İskân ve İstimalet
  • Orhan Bey, uzun süre abluka altında tutulan Bursa’yı 1326 yılında fethetti. Ardından 1331’de İznik’i 1337’de İzmit'i fethetti. Böylece Kocaeli bölgesi tamamen Osmanlıların eline geçti.
  • 1334 yılında Karesioğulları'nın Osmanlılara katılması ile Osmanlıların önüne yeni bir hedef açıldı. Bu hedef Osmanlı Devleti’ne çok geniş yayılma alanları sağlayacak Gelibolu ve Trakya idi. Anadolu Türk halkı boğazların öte yakasına Rumeli demekteydi.
  • Bizans’ın içinde bulunduğu iç savaş Osmanlıların Rumeli’ye geçişi için uygun bir fırsat sağladı. Bizans’ın Anadolu'daki önemli kalelerinin tek tek düşmesi, Marmara Denizi’nin Güney sahillerinin neredeyse tamamen Osmanlı hâkimiyetine girmesi, Gelibolu ve Trakya’yı iyi tanıyan karesi beylerinin Osmanlı hizmetine girmesi, Osmanlıların Rumeli’ye geçiş ve tutunmalarında oldukça önemli rol oynadı.
  • Ayrıca Orhan Bey'in 1346’da Bizans tahtını ele geçirmek isteyen Kantakuzen’in kızı ile evlenip onun müttefiki olması Osmanlıların Gelibolu’ya geçişini kolaylaştırdı. Bu gelişme yakın gelecekte Kantakuzen’e İstanbul tahtının yolunu açarken uzak gelecekte Osmanlıların Rumeli’de kalıcı şekilde yerleşmeleri sürecinin başlangıcını oluşturdu.
  • Orhan Bey, Edremit Körfezi ve Marmara Denizi’ne kadar uzanan eski karesi topraklarının kontrolünü en büyük oğlu şehzade Süleyman'a vermişti. Şehzade Süleyman, 1349 ve 1352 de Bizans’a yardım için Rumeli’ye geçen Osmanlı kuvvetlerinin başında bulunuyordu. Sonuncu seferde Kantakuzen, Bolayır yakınlarındaki Çimpe (Çimbi) hisarını Osmanlılara üs olarak verdi. Böylece önemli bir tutunma noktası elde eden Osmanlılar artık burayı terk etmediler ve burada yeni bir uç bölgesi oluşturdular. Diğer yandan Osmanlı kroniklerinde destansı bir hava içerisinde anlatılan Rumeli’ye geçiş hikayelerinin hiçbir tarihi değeri yoktur.
  • Osmanlı kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’nda bir tutunma noktası elde ettikten sonra derhal bölgede akınlara başladı. Bir taraftan Gelibolu, diğer taraftan Trakya hızla fethedildi. Fetihlerin hızını 1354 yılında Süleyman Paşa'nın ölümü bile kesemedi. 15. Yüzyıla girilmeden hemen önce Edirne'nin fethedilmesi Osmanlıları Rumeli’de daha da güçlendirdi. Böylece hem Doğu Avrupa hem Dünya tarihi için yeni bir dönem başlamış oldu.

İskân, İstimalet ve Tımar

  • Türklerin Rumeli’ye geçişi ve yerleşmeleri sistemli bir şekilde gerçekleştirildi. Her şeyden önce Anadolu'dan gelen Gazi beylerin (Hacı İlbey, Evrenosoğulları, Mihaloğulları gibi) yerleştiği uç bölgeleri geliştikçe bu toprakların imkânları Anadolu da sıkıntı çeken insanları bölgeye çekmeye başladı. Osmanlılar, bu göçü desteklediler. Çeşitli şekillerde bazen zorla bazen gönüllü olarak sürgünler yapıp Anadolu Yakası'ndan aldıkları Türkleri Rumeli’ye yerleştirdiler. Bölgedeki nüfuslar arasında bir denge sağlamaya çalıştılar.
  • Osmanlı Devleti bir yandan fethettiği bölgelerde iskân siyaseti uygularken diğer taraftan bölge halkına hoşgörüyle yaklaştı. Bu siyasete biz istimalet diyoruz. Yani Osmanlılar yaptıkları fetihleri zorla kanla değil çoğu defa uzlaşmacı bir tarafla tavırla barışçı bir siyaset izleyerek gerçekleştirdi.
  • İskân ve istimalet siyasetleri yapılan fetihlerin kalıcılığına hizmet etti. Osmanlılar istimalet siyaseti izlerken gayrimüslim unsurlara karşı İslami şer’i hukuku büyük bir dikkatle uyguladılar. Bu hukuka dayalı adalet ilkesini ön planda tuttular. Böylece daha önceden kendi dindaşı olan yöneticiler tarafından ağır şekilde ezilen, fakir durumdaki, Hıristiyan halkın bağlılığını sağladılar. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Osmanlı Devleti’nden önce balkanlarda sürekli yaşanan kargaşalar, feodal Beyler ile krallar, Macarlarla Bizans, Katoliklerle Ortodokslar arasındaki çekişmeler yüzünden ezilen, belirsizlik içinde yaşayan halk, devlet güvencesi vadeden, adaletle yaklaşan, hoşgörü siyaseti izleyen Osmanlı idaresine bağlandı. Hatta Osmanlı uç beylerinin ilk şiddetli akınlarına maruz kalan Hıristiyan ahali bile Osmanlı idaresinin yerleşmesinden sonra oluşan müsait ortamın imkânlarını görerek eski yerlerine geri dönmeyi ve Osmanlı’ya bağlanmaya uygun buldu.
  • Osmanlı devleti fethettiği bölgeler de bir yandan iskân, bir yandan istimalet politikası izlerken, diğer yandan da bu topraklarda tımar sistemini uygulamaya koydu. Bu sistem, Balkanlarda düzenli idarenin kuruluşu anlamını taşıdı. Ayrıca Osmanlılar yerli beylerin bir kısmını tımar sistemi içine alarak eski askeri grupları Osmanlı askeri teşkilatı bünyesinde ilave ettiler. Böylece feodal düzenin ezilen Balkan köylüleri serbest Osmanlı köylüleri haline geldiler.

İskân aynı zamanda şenlendirme demektir.

  • Artık balkanlarda yeni uç bölgeleri oluşturulmaya, fetihler ilerledikçe geride kalan eski uç bölgelerinde şehirler, kasabalar, köyler yükselmeye başladı. İnsansız, ıssız topraklar harap köyler şenlendi. Bu uygulama Osmanlı fetih politikasının temel unsurlarından birisiydi.
  • Tımar sisteminin temeli köylülerin Şenlenmesi ne bağlıydı. Osmanlılar bir taraftan Anadolu'dan göçleri teşvik ederken, bir taraftan da yerli ahaliyi topraklarında tutmaya çalışmışlardır. Belki de bu yüzden iskân siyasetinin diğer adı Osmanlı Devleti için şenlendirme politikası olmuştur.

Anadolu'dan Rumeli’ye göç hareketi birdenbire olmamıştır.

  • Bu süreç 15, 16, hatta 17. Yüzyılda bile zaman zaman devam etmiştir. Bunu o döneme ait tahrir defterlerinden rahatlıkla anlamaktayız.
  • Bu göçlerin sonucunda Trakya, Makedonya, Dobruca ve Varna bölgeleri Türk yerleşmesine sahne olmuştur.
  • Ayrıca bu bölgelerin Türkleşmesinde Kolonizatör Türk dervişlerinin de önemli rollerinin olduğu bilinmektedir.
  • Bu da bize şunu gösteriyor; Rumeli’nin Türkleşmesi de tıpkı Anadolu'nun Türkleşmesine benzer bir şekilde cereyan etmiştir.

Osmanlı Devleti’ni hem Anadolu'da hem Rumeli’de yaptığı fetihlerle bir devlet haline getirmeyi başaran I. Murattır.

  • Onun döneminde toprakların bir anda hızla genişlemesi yeni ihtiyaçları da ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyaçlar, yeni bir askeri sistemin oluşturulmasına, devlet teşkilatında önemli değişiklikler yapılmasına ve merkeziyetçi yapının temellerinin atılmasına neden olmuştur.
  • I. Murat, Duşan İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ortaya çıkan feodal beyleri vassallık bağ ile kendine bağladı. Bu hamle Balkanların siyasi yapısında önemli değişikliklere yol açtı.
  • Balkanlar'a doğru 3 kol halinde gerçekleştirilen ilerleyiş, Balkan halklarının bazen birleşerek Osmanlı’ya karşı direnişine hatta zaman zaman Osmanlı’ya karşı taarruzlarına neden oldu. Papa ve İtalyan devletlerinin Balkan uluslarına verdiği destek bazen fetihleri aksattı. Fakat tüm bunlara rağmen Osmanlıların uyguladıkları siyaset onların balkanlardan atılamayacağını defalarca ispatladı. 1371 de yapılan Çirmen savaşı ve kazanılan zafer, Makedonya'daki Sırp beylerinin, Bulgar kralının ve Bizans imparatorunun Osmanlılara bağlılığını sağladı.
  • 1388 yılında Osmanlı akıncılarının Bosna’ya yaptıkları bir akın sırasında Ploşnik denilen yerde pusuya düşmesi ve yenilmesiyle cesaretlenen Balkan devletleri (Ploşnik yenilgisi Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da aldığı ilk yenilgidir.) Osmanlıları Balkanlar'dan atmak için birleşerek büyük bir kuvvet oluşturdular. (Balkan devletlerinin oluşturdukları bu kuvvet, Balkanlardaki devletlerin askeri açıdan güçsüz olduğu için Osmanlıların yayılmasını engelleyemediği şeklinde iddiaların anlamsızlığını da ortaya koymaktadır.) Bulgar direnişini kırıp onların ittifaka katılmasını engelleyen I. Murat, bu büyük Haçlı ordusuyla yaptığı Kosova Savaşı’nı 1389 kazandı. Bu savaş, Osmanlı tarihi için son derece önemlidir

I. Kosova zaferinden sonra;

  • Osmanlılara karşı Tuna nehrinin güneyinde Macarlardan başka karşı koyacak hiçbir güç kalmamıştır.
  • Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açılmıştır.
  • Sırp despotluğu, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir prenslik haline gelmiştir.
  • Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna’ya doğru ilerleme imkânı ortaya çıkmıştır.
  • Öte yandan uzun vadede Bosna’ya uzanacak olan fetihler bu bölgelerin etnik sosyal siyasi ekonomik kültürel yapısında da önemli değişiklikler meydana getirecektir.
  • Böylece Trakya, Makedonya, kuzeydoğu Bulgaristan, fetihler için dayanak noktası olacak şekilde Türk iskânına sahne olurken; Bosna ve Arnavutluk bölgesi İslamiyet’i kabul ederek Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlamıştır.
  • Bu yerleşme o kadar sağlamdır ki 1402’de Anadolu’daki büyük buhranın dahi üstesinden gelmeyi başarmıştır.

Boşnak halkı neden Rumeli’de hiçbir yerde görülmeyecek kadar yaygın bir şekilde Müslümanlığı seçti?

  • Bosna'da İslamiyet'in yayılması sebepleri tartışmalı bir konudur. Ancak Bosna halkının İslamiyet’i seçmesinde feodal beyler ve Katolik kilisesinin baskısından bunalmış olan ve büyük bir kıyma uğramış bulunan Heretik Bosna kilisesinin (bogomiller) büyük etkisi vardır.
  • Ayrıca İslamiyet, Bosna'da birdenbire yayılmamıştır. Bunun ekonomik ve sosyal sebepleri de vardır. Boşnakların, Osmanlı idaresinde söz sahibi olmak, durumlarını kuvvetlendirmek için Müslüman oldukları ile ilgili görüşler de mevcuttur.
  • Fakat bu konuda Türk Kolonizasyonunun etkileri, tekkelerin ve dervişlerin manevi rolleri üzerinde yeterince çalışma yapılmamıştır.

Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da yaptığı fetihlerin Balkan halkları üzerine olumsuz etkileri var mıdır?

  • Bazı Avrupalı tarihçiler Osmanlı egemenliğinin Balkanlardaki halk üzerinde olumsuz etki yarattığını, onların millet olmasına engel olduğunu, hatta balkanlardaki ulusların Avrupa kültür ve medeniyetine katılmalarını yavaşlattığı şeklinde görüşleri vardır.
  • Ancak Osmanlı arşiv kaynaklarında yapılan çalışmalar bu iddiaların asılsız olduğunu ispatlamıştır. Her ne kadar balkanlardaki Osmanlı fetihleri yerli Balkan halklarının iskân sahalarında önemli değişikliklere yol açsa da onların benliklerini korumasına yardım etmiştir. Mesela Rum ve Slavların yoğun dini etnik ve kültürel baskıları altındaki Arnavutlar, İslamiyet’i kabul ederek büyük ölçüde etnik yapılarını koruyabilmişlerdir. Yine Ulah ve Rumların da Slavlaşması önlenmiş, Katolik Macar ve Latin baskısına set çekilmiştir. Bırakın olumsuz bir etki yaratmayı, Osmanlı idaresinin iyice yerleşmesi ve İslami hukuk çerçevesinde uygulanan adalet sistemi ve sağlam merkezi idare Balkan milletlerinin varlıklarını korumalarını sağlamıştır.

NOT: Bu yazının hazırlanışında Halil İNALCIK, Yusuf HALAÇOĞLU, Ömer Lütfü BARKAN ve Feridun EMECEN'in çalışmalarından yararlanılmıştır.