Ana Sayfa
Yazılar
Giriş
Üye Ol
Ana Sayfa
10 Kasım Konulu Kompozisyon
10 Kasım Konulu Kompozisyon

KEŞKE HİÇ GEÇMESEYDİ

Bir türkü çalınır bazen kulaklara uzaklardan :”Bir fırtına tuttu bizi…” Tüyleri diken diken eder bir siren sesi. İnsanlar bu dünyadan göç eder evet, bilir insan bunu ama biri vardır ki onu her zaman yaşatır yürek, kabullenmek istemez gidişini: Mustafa Kemal ATATÜRK ’tür o.

Annesinin Mustafa’sıdır, Türk milletinin ise evladı, babası, kardeşi her şeyidir. Her insanın kalbinde, işte buradadır. Urfa’da Zeynep Öğretmen’in öğrencisine dokunan zihnidir. Tarlada Ayşe Nine’nin içtiği her yudum sudur. Çukurova’da alın teridir. Bir çocuğun en büyük lideri, en büyük hayalidir. Bir laboratuvarda ömrünü insanlık için tüketen bilim insanının aydınlık yüzüdür. Oy zamanı sandık başına giden her kadının, okuyabilen her kız çocuğunun onurudur. Yanan Olimpiyat Meşalesi, göklere çekilen bayraktır Atatürk. Tüm Dünya’yı hoşgörüsüyle dize getirmiş bir barış elçisidir o. Tüm insanlığın, anısına bile saygı duyduğu mükemmel bir insandır. Askerdir, okurdur, yazardır. Bir milletin haykırışı, ”Ben de varım!” deyişidir.

Küçüklüğünden belli olmuştur onun nasıl bir asker olacağı. Askeri okullarda çok iyi eğitimler almıştır. Zekiliği, taktikleri, liderlik özelliği sayesinde askerlikte çok iyi yollar kat etmiştir.

Adı, namı tüm ülkeyi hatta tüm dünyayı sarmıştır. Kendi komutanları hakkında bile bu kadar bilgi sahibi olmayan ülkelerde bile yankılanmıştır Mustafa Kemal adı. Düşman askerine bile merhamet gösterebilen bu koca yürekli adam odur işte.

Elli yedi yıllık hayatına bu başarıları, bu destanları yazdırdıysa isminin altına, yaşasa kim bilir daha ne kadar yol kat edecekti Türkiye Cumhuriyeti.

O yapacağından fazlasını yapmış Türk halkına bu ülkeyi ve ilkelerini armağan etmiştir.

Her milletin tarihinden birçok kahraman geçmiştir fakat Atatürk bu dünyadaki ender kahramanlardan biri olmuştur. Bu ülkeyi, Türk milletini çağdaşlaştırmış, modernleştirmiştir devrimleri ile.

Atatürk’ün hayatı bu başarılarla ve savaşlarla geçerken hastalığı olan siroz artık yorgun vücuduna iyice nüksetmiştir. Bu kadar dayanabilmiştir bedeni. Yorgundur ama yapacağı daha çok şey vardır. Ölümle bile savaşmıştır Atatürk. Canının yandığını belli etmeden her bayramda çıkıp milletini selamlamış, ”Ben buradayım!” demiştir.

Ta ki o güne dek... Gelmiştir artık o gün. Herkes takvim yaprağından bir sayfa daha koparmıştır 10 Kasım 1938 sabahında. Keşke o sayfalar hiç çevrilip koparılmasaydı o gün. Keşke saat dokuzu beş geçmeseydi.

09.04.58, 09.04.59, 09.05.00… Atam gözlerini yummuştur hayata. Arkada bıraktığı tüm güzelliklerin yanı sıra ağlayan gözlerle perişan olmuş bir millet kalmıştır. Bir de vasiyeti…

Tüm Dünya sarsılmıştır. O gün ilk defa tüm dünyada yağmur aynı anda yağmıştır. İlk defa tüm dünyanın kalbi sızlamıştır. O annesine kavuşmuştur ama bütün analar onun için ağlamaktadır. Türk milleti ilk defa bu kadar eksiktir.

Ölmeden önce bile sevdiklerini unutmayarak onlar için isteklerde bulunmuştur. 5 Eylül 1938 günü kendi yazısıyla kaleme aldığı vasiyetnamesinde yine halkını da unutmamış, ilimin ilerlemesi için, TDK ve TTK için isteklerde bulunmuştur.

Sanki o gün hiç Güneş doğmamıştır. Güneş umut demektir. Güneş yepyeni bir sayfa demektir. Ama o gün kalpler umutla doğmamış, yerini yasa bırakmıştır.

Her 10 Kasım’da aynı saatte gurur ile okunuyor İstiklal Marşı. Kimseye boyun eğmeden haykırırcasına…

Gençlerimiz bilmeli ki bir daha gelmeyecek böyle bir kahraman, bu millet görmeyecek bir daha.

Mutluluğumuzda, üzüntümüzde, derdimizde Atatürk işte orda: Anıtkabir’de. Yanına her zaman gidemesek de o kalbimizde yaşıyor. Beden ne kadar ölse de o fikirleri, düşünce ve kaideleriyle yaşıyor.

“ Bazı borçlar vardır, ödenmez.” derler ya. Ödenir arkadaş! Atamızın bıraktığı armağanları koruyarak, bıraktığı yerden bayrağı devralarak ödenir. Yürüdüğümüz zorlu yolları, tarihimizi bir gün bile aklımızdan çıkarmayarak; devletimize, milletimize faydalı birer evlat olup ülkemizi ilerilere taşıyarak ödenir. Onu bir kez görme şansım olsaydı ona şunları söylerdim :”Senin torunların olmaktan gurur duyuyoruz, varlığını bir gölge gibi hep üzerimizde hissediyor ve bundan güç alıyoruz.”